Hayal mi gerçek mi daha iyi?

Kendi hayatımı 30 yaşımdan öncesi ve sonrası diye ikiye bölebilirim. 30 yaşından öncesi için hayal sonrası için gerçek diyelim. Belki birçok insan için de böyledir ama ben daha çok olaya sezgisel yaklaşanlar için yazmak istiyorum. Ve hayallerinin peşinden koşanlar için.

Çünkü öncesinde ne kadar hayalperest iseniz sonrasında o kadar gerçekçi oluyorsunuz diye düşünüyorum. Gerçekçilik de bi sınırdan sonra sıkıntı olabilir. Hayalperestlik gibi. Aslında ikisi de birbiri ile ilişkili. Benim gerçeklik de biraz sıkıntılı seviyelerde tabii. Sezgilerin farkına varmak, yıllardır farkında olmadan taşıdığınız bir silahın farkına varışınız gibi bir durumdan kaynaklanan bir gerçekçilik olgusu var. Hal böyle iken hayal ve gerçeklik arasında nasıl bir seçim yapılabilir?

Kısaca değineyim. Şöyle ki; hayal etmem ile başlıyor her şey. Hangi konuya yönelsem yöneleyim fark etmiyor o konudaki iyi şeyler zamanla benimle oluyor. İnsanlara iyilik yapmak istediğim zaman çok sayıda insan bana doğru yöneliyor. Sadece istememle başlıyor hepsi. Paraya ihtiyacım olduğu zamanlar oldu. Herhangi bir yatırımı yapmam konusunda içime bir his doğuyor. Ben o hissin peşinden gidiyorum. Fazladan hiçbir şey yapmama gerek yok. Araştırmama gerek yok. Sadece göz gezdirmem ve enerjisini hissetmem yetiyor. Bu belki özeldir. Aynı anda iki insan birden olamadığım için bilmiyorum. Doğru olanı ben değil, doğru olan beni seçiyor gibi. Çünkü zaten ihtiyacım olduğunu düşünmemle o para veya şey bana doğru hareket ediyor. Engellenemez bir biçimde. En önemlisi de bunu hissediyorum ve hissettiğim için herhangi bir olumsuz düşünce oluşmuyor oluşu. Vakti gelince artık düşlediğim her şeyin benim olduğunu fark ediyorum. Araba, ev veya herhangi bir şey bütün olumsuzluklardan ayrılıyor ve bana doğru harekete geçiyor. Sadece düşünmem ve istememle. İnsanlar bunu başarı zannediyor ama bence bu bir başarı sayılmaz. Bana göre asıl başarı elde etmiş olmak değil, nasıl elde ettiğini biliyor olmak. Hayalin yolunda gerçeğe doğru yürümek... İşte benim kişisel fikrim budur.

İnsan bu nedenle hayal ile gerçek arasında seçim yapamaz. Her insan doğumundan sonra belli bir süre belli bir bir hayal seviyesinde gezinir. Bu onun hayattan ne kadar şey alabileceği ile doğrudan ilişkilidir. Hayatın sonuna yaklaştıkça seviye seviye daha gerçekçi olmamız ise tamamen bu ceza gezegeninin kurallarına alışmaya, uyum sağlamaya başlamamızdan kaynaklanıyor. Doğduktan sonraki hayalperestliğimiz ise geldiğimiz yerin enerjisinin ne derece etkisinde kaldığımız ile alakalı bir durumdur. Bazen bu etki 10 yaşına kadar sürerken bazen ölüme kadar bizimle gelebilir. Bazıları bunu mistik bir güç olarak isimlendirebilir. Benim fikrim içimizde gizli olan bu enerjiyi ne derece hissediyor ve ne derece kullanabiliyor olmamızdır. Çünkü kontrolsüz güç, güç değildir 🙂

Sağlıcakla kalın.
gercek ve hayal