Eski yunan kültüründe “kadın”

Eski Yunan’ın büyük halk ozanı Hesiodos’un anlattığı bir efsaneye göre; tanrı Zeus, insanoğlunun başına bela olsun diye yaratmıştır ilk kadını yani Pandora’yı. İnsanlar arasında yaşayan ve kendisini aldatan Prometheus’a öyle öfkelenmiştir ki ondan intikamını, tüm insanlara bir felaket yollayarak almıştır. Hem de süsleyip püsleyerek.

Bir zamanlar tanrılarla ölümlüler bir tartışmaya girmişler. Prometheus büyük bir öküz kesmiş, parçalara ayırmış ve Zeus’un aklıyla alay ederek kesilen et parçaları arasında seçim yapmasını istemiş. Ama aklı sıra tanrıyı kandırmağa kalkışarak ona yağla bezediği kemikleri sunarken; insanlara, hayvanın midesine doldurduğu etleri hazırlamış. Sonsuz akıllı Zeus, tuzağın farkına varmış ama bir şey de söylememiş. Yalnız, ölümlülere içi doldurulacak bir felaket plânlamış. Dünya üzerinde yaşayan ölümlü ırktan tükenmez ateşi saklamış. Ama Prometheus onu yine aldatmış ve bir rezene sapı içinde ateşi çalmış. İnsanlara armağan etmiş.

Zeus ise hemen bir fenalık düşünmüş ateşin bedeli olarak. Meşhur topal tanrı arzusuna göre topraktan utangaç bir genç kız biçimlendirmiş. Tanrıça Athena; ona parlak kıyafetler giydirmiş ve baştan aşağı süslü bir duvakla donatmış. Taze çiçeklerden oluşan bir çelenkle de taçlandırmış. Çok ünlü topal tanrının, Zeus’un arzusuna göre kendi elleriyle biçimlendirdiği altın tacı da takmış başına. Tüm ölümsüz tanrıların ve ölümlü insanların önüne çıkarmış sonra bu kadını. Onların gördüğü bu şey; insanların dayanamayacağı bir kurnazlığa sahipmiş aslında. Ondan kadın ve dişi ırkı türemiş. Ölümlü erkekler arasında yaşayan ölümlü bir kadın ırkı. Kadınlar, erkeklere büyük bir dert olacaklarmış bundan böyle. Darlıkta ve yoklukta değil ama bollukta ve zenginlikte erkeklere zevcelik edeceklermiş. Nasıl ki bir kovanda tüm arılar çalışır ve semeresini yalnız tek bir arı alır, işte böyle bir kadın ırkı yaratmış Zeus tüm erkekler için.

Okumanızı öneriyoruz »   Mırra yapılışı video

Sahip oldukları iyi şeylerin bedeli olarak ise; ikinci bir fenalık düşünmüş. Her kim evlilikten ve kadınların neden olduğu dertlerden kaçarsa, o, yaşlılık günlerinde yalnız olacakmış ve öldüğünde malı-mülkü akrabaları arasında paylaşılacakmış. Ve evliliği seçip kendine uygun bir eş bulan için ise; başka türlü bir kötülük olacakmış onu bekleyen. Yaramaz çocukları olacak, ruhu ve kalbi hiç dinmeyen bir kederle dolacakmış (Hesiod, 2006:43-53)

Başka bir rivayete göre ise; Homeros’un İlyada destanına konu olan Troya savaşı, güzel bir kadın yüzünden çıkmış. Troya prensi Aleksandros (Paris), Spartalı kralı Menelaos’un güzeller güzeli karısı Helen’i kaçırıp kendi ülkesine getirince, Menelaos’la beraber kıta Yunanistan’dan gelen askerler, Troya’yı kuşatmışlar ve kente büyük zarar vermişler. Bu öykülerde; kadının felaketle eş tutulduğu hemen göze çarpar. Bu motifin, toplumda kadına verilen değer üzerindeki etkisi -ne ölçüde olduğu tam olarak bilinemese de- şüphe götürmez.

Eski Yunan Toplumunda Kadın;
Eski Yunan toplumunda istenmeyen çocukların doğumdan sonra terk edilmesi geleneğinin var olduğunu biliyoruz. Kız bebekler, erkeklere oranla daha sık terk ediliyordu. Kızların ekonomik olarak aileye bir katkı sağlayamayacakları düşünülüyordu. Üstelik evlenirken, kız tarafı damada çeyiz vereceğinden fazladan bir masrafa neden olacaklarına inanılıyordu. Bu yüzden zengin aileler dışında ikiden fazla kızı olan azdı (Garland, 1993:86).

Bir kız çocuğu ailesinin bir ferdi olarak kabul edildiğinde; annesi ve varsa başka kardeşleriyle beraber evin kadınlara ayrılmış olan kısmında (gynaikon) yaşardı. Eski Yunan toplumunda kadınların evin bu kısmından dışarı çıktığı çok nadir görülürdü ve aslında kadının evden çıkmaması beklenirdi. Antik kaynaklarda bu konuyla ilgili bilgiler yer alır. Örneğin; Sophokles’in “Antigone” isimli oyununda kral Kreon’un, kadın kahramanlardan Antigone ile kız kardeşi İsmene’nin tutuklanmalarını isterken dediği gibi: “ Götürün şunları hapsedin, kadınlıklarını bilsinler hele!” (Sophokles,2002:91). Euripides’in “Troyalı Kadınlar” tragedyasında da benzer ifadeler bu kez kadın kahramanlardan Andromakhe’nin ağzından dile gelir: “…Doğru olsun olmasın dışarı çıkan kadının suçlanması; evde kaldım!” (Euripides, 2002:34).

Okumanızı öneriyoruz »   Light sussex kuluçkalık yumurta

Eski Yunan’da kadın vücudunun ısısının, erkeğinkinden düşük olduğu kabul ediliyordu. Günümüzde kimi sanat tarihçileri; Yunan tasvir sanatında erkeğin çıplak, kadının giyimiyle betimlenmesinin nedenlerinden biri olarak bu gerçeği gösterirler.

Ekthesis ya da apothesis denen yeni doğanın terk edilmesi; çocuğun, doğumun ardından toprak bir kap içinde evin dışına bırakılması şeklinde gerçekleşirdi. Bebek, kimi zaman bir bakıcı tarafından alınır ve ileride köle olarak hizmet verirdi. Bazen de çocuk sahibi olamayan bir kadın tarafından alınırdı. Atina’da özellikle İ.Ö 5.yüzyılın geç ve 4.yüzyılın erken dönemlerinde terk etme uygulamasının etik yönü tartışılır olmuş, bebeğin evlat edinilmesi ve satılması yasaklanmıştır. Kıta Yunanistan’da Thebai ve Anadolu’da Efes kentlerinde de ekthesis tamamen yasaktı. Homeros Çağı’nda ise damat gelinin babasına armağanlar verirdi.

Fakir ailelere mensup olan kızlar ve kadınlar, zengin hemcinslerine göre sokağa çıkmak ve toplum içine karışmak açısından rahattı. Çarşıda pazarda çalışırlar, evin geçimine katkıda bulunurlardı. Zengin olanlar ise; ancak yanlarında köleleri varsa ara sıra birbirlerine gider gelirlerdi. Alışveriş gibi ihtiyaçları da kocaları ya da köleleri karşılardı. Kadının toplumun tepkisini çekmeden dışarı çıkabildiği zamanlar, belirli dini kutlamaların ve tiyatro festivallerinin yapıldığı zamanlardı. Ayrıca yaşlı kadınların sokağa çıkması da doğal karşılanıyordu. İ.Ö 4.yüzyılın ünlü hatibi Hypereides’in dediğine göre; “Evinden ayrılan bir kadın, ona rastlayanların kimin karısı olduğunu değil kimin annesi olduğunu soracak yaştadır” (Garland, 1993:244).

İdeal evlilik yaşları, o dönem şair ve filozoflarının da ilgisini çekmişti. Hesiodos’a göre; “Erkek, otuzundan ne az olmalıdır ne de çok. Kadın ise evleneceği tarihten dört yıl önce ergenliğe erişmiş olmalıdır” (Hesiod, 2006:143). Aristoteles’e göre de; “Evlenme için uygun yaş; aşağı yukarı kızlar için on sekiz, erkekler için otuz yedi dolaylarındadır. Zira çok genç yaştaki bir çiftin birleşmesi, çocuk yapma açısından iyi değildir. Hayvanlarda çok erken birleşmelerin ürünleri genellikle kusurludur, bu gibi yavrular çoğunlukla dişi ve ufak tefek olur. Aynı sonuç insanlar için de ister istemez geçerli olacaktır” (Aristoteles, 1993:227).

Okumanızı öneriyoruz »   Sitemize yazar(lar) alınacaktır

Evlilik çağına gelen bir kızın kocasını seçmesine izin verilmezdi. Aksi ise tuhaf karşılanırdı. Ünlü tarihçi Halikarnassos’lu (Bodrum) Herodotos’un bahsettiğine göre; Kallias adlı Atinalı bir yiğit, “üç kızı evlenme çağına geldikleri zaman onlara parlak çeyizler vermiş ve bütün Atinalı’lar içinden kendi istedikleri kocayı seçmekte serbest bırakmıştır. Her biri istediği adamla evlenmiştir” (Herodotos, 1991:318).

Evlilik her iki taraf için de sözlü bir anlaşmayla başlardı. Bizim bugün “nişan” olarak nitelendirebileceğimiz bir törenle (enegyesis); kızın babası ya da ölmüş ise, en yakın erkek akrabası damada kızla beraber bir miktar para demek olan çeyizi de vermeyi vaat ederdi. Bu sözleşme; hem kız hem erkek tarafı için çok bağlayıcıydı. Çeyiz ise; evlilik (gamos), bir boşanma ile sonlanırsa, kızla beraber baba evine iade ediliyordu.