Din karmaşası: ölüm bir son mudur?

Geçenlerde bir yerde okuduğum güzel bir söz Firtz Lang’a ait, kendisi; “artık insanları rahatlatan tanrının varlığı değil yokluğudur. ilginç ama gerçek bu” demiş. Gerçekten de insanlar giderek daha baskın halde tanrının yokluğunu arzu ediyor gibi. Bunun da sebebi elbette dünyevi cazibelere, anarşiye ve illegal faaliyetlere olan ilgi ve alakanın yoğunluğudur.

Peki ama bunları tanrının sevmediğini nerden biliyoruz denilirse; gerek kutsal kitaplar gerek dinsel öğretiler kötü olarak adlandırılan şeylerden uzaklaştırıp iyi şeylere yönlendirme çabasındadır. Bu nedenle insanların da algısı tanrının tamamen iyiliği emreden olduğuna inanmalarını gerektirmiştir.

Dinlerin tamamı tanrının iyiliği emrettiğini ve fenalıktan sakınılması gerektiğini söyler. Semavi dinler başta olmak üzere dinler arasındaki farklılaşma genelde tanrıdan daha aşağı kademelere doğru inildikçe ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde ölüm ve sonrası için belirtilen konular da buna benzemektedir. Birçok din ölümden sonra hayatın olacağına inanmaktadır.

Ölüm son mudur?

İnsanın dünyada bir rüya’da olduğuna ve ölüm ile insanın farklı bir boyuta geçeceğine inanıyorum. Bu nedenle ölümün bir son olduğunu söylemem de pek imkanı olan bir konu değildir. Evet hepimiz şüphesiz öleceğiz ama içimizde buna inanmayan bir şey var. Bana sorarsanız elbette hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Ancak biz aslında sanıldığı gibi dünyanın muazzamlığından dolayı değil, ruhumuzu eğitemediğimiz için bu şekilde bir yaşam benimsiyoruz. Çünkü ruh ölmeyeceğini biliyor ama insan aklı ve mantığı ile öleceğini biliyor. İşte burada akıl ve ruh ile bir anlaşmazlık ortaya çıkıyor.

Bugün dünyada fakir ve zor şartlarda yaşayan insanlar bile ölmeyi istemiyor. Zannediyorum ki dünyayı ve çilelerini sevdikleri için değil, ölümsüz bir ruhun akıl ile girdiği çatışmada ruhlarının galip gelmesinden dolayıdır.

Devamı gelecek…

ölüm sonmu